kanser hakkında her şey
'Alternatif Tıp Tam Kanser Rehberi' (Alternative Medicine Definitive Guide to Cancer) adlı kitaptan, daha önce dizi yazılar yayımlamıştık. 'Kanser geri vitese alınabilir' başlıklı ilk dizide hastalığı ve neden olan faktörleri incelemiştik.
Kitap 1997'de, ABD'de yayımlandı. Yazarları Dr. W. John Diamond, Dr. W. Lee Cowden ve Burton Goldberg. Dr. Diamond'ın uzmanlık dalı patoloji, ayrıca birçok alternatif tıp dalında uzman. Dr. Cowden'ın uzmanlık dalı
ise iç hastalıkları, kalp-damar hastalıkları
ve beslenme. Ayrıca 13 farklı alternatif tıp dalı eğitimi almış.
Goldberg ise, tüm dünyayı dolaşmış, alternatif tıp üzerine araştırmalar yapmış ve bir best seller olan 'Alternative
Medicine: The Definitive Guide' kitabını (Alternatif Tıp Tam Rehberi) yazmış bir araştırmacı. Goldberg 'alternatif tıbbın sesi' olarak anılıyor. Kitap, kanseri
yenmenin imkânsız olmadığını anlatmak
amacıyla yazılmış. İddiasına göre, kanseri geri vitese almanın gerçekten bir sürü yolu var. Özellikle alternatif tıp yöntemleriyle...
Şimdi sıra, alternatif tıp uzmanlarının en çok başvurdukları yöntem olan şifalı bitkilerle terapide. Bir zamanların 'kocakarı
ilaçları' bir süredir tıp doktorlarınca çok ciddiye alınıyor. Böyle bir yaklaşımda, şifalı otların zehirli olmayan biokimyasal bileşenler kullanılıyor. Bitkilerdeki bu aktif bileşimlerden ilaç yapılıyor...
Bu dizide de kansere karşı etkili olduğu
kanıtlanmış bitkileri anlatacağız.
***
Dünyada en yaygın kullanılan ilaçlardan aspirinin, söğüt ağacından yapıldığını biliyor musunuz?
Hekimlerin, kansere karşı, hastanın doğal bağışıklık savunmalarını güçlendirmek için, şifalı bitkilerin toksik olmayan biyokimyasal
bileşenlerini kullanmaları, aslında en önde gelen yaklaşım. Ve bir zamanlar halk arasında, etnik şifa seanslarının temeli olan bitkiler, şimdi Batı tıbbına da, kanser tedavisindeki önemlerini kanıtlama olanağı buluyor.
Şifalı bitkiler, bol miktarda, biyolojik aktiviteleri olan kimyasallar içeriyor. Son 150 yıldır, kimyacılar ve eczacılar, güvenli ve etkili ilaç üretmek için bitkilerdeki aktif bileşimleri saflaştırmaya uğraşıyor. Bunların arasında çok önemli ilaçlar da var. Örneğin digoxin (yüksük-otundan), reserpine (Hindistan loğusa otundan), colchicine (çiğdemden), morfin (haşhaştan) ve daha birçokları.
Dünyaca ünlü Alternatif Tıp Gurusu Dr. Andrew Weil'a göre, ot ve bitki türevleri, kan dolaşımına ve hedeflenen organlara, dolaylı bir yolla ulaşıyor. Bu da daha direkt yollarla giden saflaştırılmış ilaçlara göre, etkilerinin daha yavaş başladığı anlamına geliyor. Dr. Weil, "Sentetik ilaçların hızlı ve yoğun etkilerine alışmış olan doktorlar ve hastalar, bu nedenle, botaniklere kar-şı sabırsızlık gösterebilir" diyor. Ama, bu gecikmenin, botanik tıbbın, yararları yanında, sözü bile edilmez. Hastaya uygun otlar seçildiğinde mucizeler yaratabiliyor. Hem de daha az yan etkiyle.
Son yıllarda, farmasötik araştırmaların büyük bir bölümü, nasıl işe yaradıklarını anlamak için, otların aktif malzemelerini incelemeye ayrılıyor. Bu etkiye, 'otun aksiyonu' deniyor. Otların aksiyonları, o otlarla tedavinin, 'insan fizyolojisini hangi yollarla ve nasıl etkilediği' anlamına geliyor. Bazı vakalarda bu aksiyon, otta bulunan belirli bir kimyasala bağlı oluyor
veya bitkinin içeriğindeki çeşitli maddeler arasındaki etkileşimlere.
Kanserde botanik maddeler şöyle işe yarıyor:
yollarıyla)(Karotenoid'ler, karoten, havuç, domates gibi maddelerde bulunan ve vücutta A vitaminine dönüşen, sarı renkte bir madde.)
Eski bir ABD İlaç Kurumu araştırmacısı
olan Dr. James A. Duke, bugün kullanılan
ilaçların yüzde 25'inden fazlasının, bitkilerde doğal olarak bulunan maddelerden yapıldığını söylüyor. Ama bugün dünya üzerinde var olduğu tahmin edilen 250 bin-500 bin arasındaki bitkiden, sadece 5 bini, tıbbi uygulamalar açısından uzun uzadıya incelenmiş.
90 tür bitkiden 121 ayrı ilaç
"Bu da, çağdaş tıp ve bilimin, kanseri veya diğer birçok hastalığı iyileştirebilecek yeni
ilaçlar bulmak için, ilgisini bir kez daha bitki dünyasına çevirmesi gerektiğini, açıkça gösteriyor" diyor Chicago'daki Illinois Üniversitesi'nden Farmakoloji Öğretim Üyesi Dr. Norman R. Farnsworth ve şöyle devam ediyor:
"121 tane ticari ilacın, (reçeteyle verilen) sadece 90 tür bitkiden geldiğini ve bunların yüzde 74'ünün de, yerli halkın uyarmasıyla keşfedildiği göz önüne alınırsa, o alanda hâlâ çok kaynak olduğu da görülür."
Örneğin geleneksel antikanser ilaçları vincristine sulfate ve vinblastine sulfate, Madagaskar'ın yerli şifacıları tarafından kurutulmuş haliyle kullanılan 'Madagaskar menekşesi'nden (Catharantus roseus) elde edilen alkaloid'ler (azotlu organik bazların jenerik adı).
Kemoterapi teçhizatları arasına giren başka bir ot ta mayapple'ın (Podophyllum peltatum-Amerika'ya özgü ve meyvesi yenir bir bitki) ve Himalaya mayapple'ının (Podophyllum hexandrum) kurutulmuş kökü.
Bu bitkinin bir türevi, testis ve yumurtalık kanserinde, lenfomalarda, küçük hücre akciğer kanserlerinde ve löseminin bazı türlerinin tedavisinde kullanılmış. Podophyllotoxin adındaki bu ilacın satış rakamları 1990'da yılda 100 milyon dolara ulaşmış. Aynı yıl, bitki, yok olma tehlikesiyle karşılaşmış. Şu anda Himalaya mayapple'ı yok olma tehlikesinde olduğundan, podophyllotoxin'in patent sahibi olan ilaç şirketi, alternatif kaynaklar arıyor.
***
Ucuz tedavi yolu
ABD hükümeti düzeyinde de şifalı otlara karşı bir ilgi var. Medical Tribune dergisinin Ocak 1995 sayısında çıkan bir makaleye göre, hükümetin ilgisinin temel nedeni, sağlık bakım ve tedavi masraflarını azaltmak. Örnekler çok somut: Şifalı otlar, migreni günde 10-25 cent'e tedavi edebilirken, geleneksel, reçeteyle alınan ilaçların günlük maliyeti 2-8 dolar. Kolesterolü düşürmek için sarmısak tabletlerine günde 15 cent gidiyor. Oysa hastalar aynı rahatsızlığa iyi gelen reçeteli ilaçlar için günde 4 dolar harcıyor.
***
Ananastan naneye
'Huş ağacı'ndan Betulinik asidi
Bu madde, farelere nakledilen insan melanoma tümörlerinin büyümesini engellemiş ve normal hücrelere hiçbir zarar vermemiş. İnsan kanser hücrelerinin kültürleriyle yapılan testler, maddenin lenf bezi, akciğer ve karaciğer kanserlerine karşı da etkin olduğunu göstermiş. Betulinik aside dönüştürülebilen bir bileşim olan betulin, kuzey yarımkürede bol bol rastlanan, kabuğu beyaz olan huş ağacının temel bir ögesi.
'Tuba ağacı'ndan thuja ruhu
Birçok kanser vakasında, ek terapi olarak kullanılmış. Sağ göğsünde portakal büyüklüğünde bir tümör olan 86 yaşında bir kadına, doktorlar, 'lenf bezinde metastazlı, ameliyat edilemez, 3. dönem meme karsinoması' teşhisi koymuş. Temelde thuja olmak üzere birkaç şifalı ot kullanan kadının, bir ay sonra, lenf bezlerindeki tümörler yok olmuş. Bir yıl sonra kanserden eser kalmamış.
'Ananas'tan bromelin
Ananas saplarından ve meyvelerinden ayrıştırılan proteaz'lar ve diğer enzimlerin karışımı olan bromelin (hazım enzimi), yüzyıllar boyunca, soğuk algınlığı gibi hastalıkları tedavi etmekte kullanılmış. Son zamanlarda ise antikanser aktivitesi ortaya çıkmış. Bromelin'in, üç lösemi hücre yollarında farklılaşmalar başlattığı, antikanser savunmalarını uyardığı ve kanser hücresinin büyümesini önlediği görülmüş.
'Nane'den fenolik antioksidanlar
Nane ailesinin üyeleri, tümörlerin tekrarlamasını önlemeye yardımcı olmak konusunda, E vitamininden bile daha etkili görünen, özel antioksidan bileşimler içeriyor. Bu fenolik bileşimlere bir örnek, biberiye asidi. Biberiye asidi, bazı nane türlerinde yüksek dozlarda bulunuyor.
'Gotu kola'dan centella özü
Besin açısından çok zengin bu otun, toksinleri nötralize ettiği ve bedenden dışarı attığı, beyin fonksiyonunu geliştirdiği söyleniyor. Hindistan Kerala'
daki, Amala Kanser Araştırma Merkezi'nden bilim adamları, gotu kola'nın kanser hücrelerini öldürmekte büyük bir yetenek gösterdiklerini bulmuş. Ayrıca, centella özünün, tümörleri olan farelerin yaşam sürelerini iki mislinden fazlaya çıkardığını ve aşırı dozda bile toksin özelliği göstermediğini görmüşler.
'Lavanta çiçeği'nden perillyl alkol
Lavanta yağı, perillyl alkol denilen, kanserle savaşan bir bileşen içeriyor. Bu maddenin, hayvanlarla yapılan çalışmalarda, göğüs kanserlerinin yüzde 80' inden fazlasını
engellediği görülmüş. Bu bileşimin, tümör
büyümesini, muhtemelen, kanseri başlattığına inanılan geni (p21 ras onkojeni) engellediği düşünülüyor.
'Balarısı'ndan polen
Polen, bir bitkinin erkek seks hücresi. Arılar, nektar aramak için çiçeklere girdiklerinde işte bu maddeyi topluyor. 1948'de yapılan ve Ulusal Kanser Enstitüsü Dergisi'nde yayımlanan araştırmada, normal diyetleri arı poleniyle desteklenen hayvanların, sadece normal diyetleriyle beslenen hayvanlara oranla, çok çok daha az tümör geliştirdikleri görülmüş. Arı sütünün, (polenden elde ediliyor) kanser hücreleri enjekte edilen tüm fareleri, 12 aydan daha uzun bir süre koruduğu saptanmış. Oysa aynı sayıda kanser hücreleriyle enjekte edilen, ama arı sütü verilmeyen fareler 12 gün içinde ölmüş.
Artık ameliyat edilemez durumda rahim kanseri olan kadınlar üzerinde yapılan araştırmalarda da, arı poleni verilenlerin, daha güçlü bir bağışıklık sistemini korudukları ve mide bulantısı, saç kaybı ve yorgunluktan, plasebo (hiçbir işe yaramayan, boş madde) verilen kontrol grubuna göre, çok daha az şikâyetçi oldukları görülmüş.
Diğer otlar
Başka birçok herbal ilacın daha, kanserde ek tedavi olarak kullanılabileceği ve yararları olduğu belirtiliyor. Örneğin frenk arpası (Hordeum vulgare), reishi mantarı (Ganoderma lucidum), shiitake mantarı (Lentinula edodes), karnabahar (Brassica oleracea), sarı kabak (Benincasa hispida), aynısefa çiçeği (Calendula officinalis), gür çalılık (Larrea divaricata ve Larrea tridentata), beyaz dut (Morus alba), Japon karabiberi (Piper futokadsura), kekik (Thymus serpyllum), Çin salatalığı (Trichosanthes kirilowii) ve ısırganotu (Urtica dioica).
Yarın: Deniz yosunu, Aloe vera, bademdeki mucize
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!